INSTAGRAM

Two gorgeous bro 👊🏼 That day was incredible day for me @leejunhui20 @asezginba ✌🏼️ ilk'lerimiz arasina bir yenisi daha eklendi 🤗 #fatmaerdidügün #myangel Ufak bir gülümseme yetiyor, mutlu olmaya... #mutluluk #brisbane #queensland #beach #pasificocean I love #broadbeach  #queensland #brisbane 🇦🇺 Sightseeing Bro's 😎😎 #surfersParadise #beaches #goldCoast #view #sydney #operahouse #awesome #harborbridge #sydney #jumping

Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle... Dinleme bile, sadece bekle... Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol.
Dünya özgürce sunacaktır kendini sana... Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine...

-Franz Kafka

SPOTİFY LİSTE '16

YOUTUBE

Bumerang - Yazarkafe

TERMİNAL’İN SIRADIŞI HİKAYESİNİN SAHİBİ: Mehran Nasseri

TERMİNAL’İN SIRADIŞI HİKAYESİNİN SAHİBİ: Mehran Nasseri
Terminal filmini bilmeyenimiz yoktur. Varsa da buraya tıklarsanız detaylarına, fragmanına ulaşabilirsiniz. Bilenlerle devam edecek olursak; filmi uzun zaman önce izlemiştim. Fakat o zamanlar aklıma gelip de bu hikâye gerçek mi yoksa kurgu mu diye araştırmak aklıma gelmedi. Meğersem tamamen gerçek bir hikâyeden uyarlanmış, filmdeki anlatılanlar da baya baya gerçekmiş. Gerçek hikâyesini okuyunca hadi be, yok artık dediğim zamanlar oldu. Acayip hoşuma gitti ve adamla bildiğiniz gurur duydum ya. İnatçılık da var tabi. Helal olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. Buradan da şu sonucu çıkardım, gerçek hayattaki yaşanmış hikâyelerin sinemaya uyarlanması beni ciddi şekilde etkiliyormuş.

Hikâyeye gelecek olursak;

Hikayenin talihsiz kahramanın gerçek ismi Mehran Nasseri. 1942’de İran’da doğdu. 1973 yılında Bradford Üniversitesi’den kabul aldı ve 3 yıl boyunca İngiltere’de yaşadıktan ve okul bittikten sonra ülkesi İran’a geri döndü. Ancak zaman geçtikçe Nasseri'nin İngiltere'de dönemin İran Şahı Rıza Pehlevi'nin aleyhinde gösterilerde bulunduğu tespit edilmiş ve ülkeden sınır dışı edilmiştir. 1981 yılında Belçika'dan mülteci olarak kabul edilen Nasseri burada yaşarken, rahat rahat uluslararası gezebilirken 1988 yılında Paris Charles de Gualle'den İngiltere Heathrow'a gitmek için uçağını beklerken içinde kimlik, mülteci belgeleri ve pasaportu bulunan çantası çalınmış. İngiltere'ye vardığından pasaportu olmadığından kontrolden geçememiş ve ilk uçakla Paris'e geri gönderilmiş. Ancak yanında ülkeye geçmek için hiçbir belgesi olmayan Nasseri, Fransız yetkililere kendini açıklayamamış. Fransa'da havaalanından çıkış izni verilmemiş olan Nasseri, mecburen kalabileceği tek yer Terminal 1’in gidiş salonuydu.



Bekleme salonunda yaşamaya başlayan Nasseri, bir yandan havaalanından çıkış için uğraşırken bir yandan da burada yaşamaya alışmaya çalışmaktadır. Sabahları kimse gelmeden tuvalette tıraş olup, yıkanan Nasseri havaalanı personelinin verdiği yemeklerle karnını doyuruyordu. Birkaç yıl burada böyle yaşayan Nasseri, 1922’de Fransa mahkemesi Nasseri'nin mülteci tutuklanamayacağını ancak kanuni bir giriş izni alamayacağına da karar verince, Belçika hükümetine vatandaşlık belgelerinin orjinali için başvuru yapan Nasseri, “daha önce mülteci olarak giren ve vatandaşlık alan birinin, kendi rızasıyla ülkeyi terk etmesinin ardından yardımcı olamayacağını ve şartlar uygun olsa bile adresi olmayan birine direkt havaalanına belge gönderilemeyeceği” cevabını aldı.



Zaman geçtikçe havaalanına iyice yerleşen Nasseri, Fransızların canını iyice sıkmaya başlamış ve 1999 yılında Fransa hükümeti tarafından oturma ile uluslararası dolaşım izni verilmesine neden olmuştu. Ancak Nasseri, oluşturulan bu belgelerin altında vatandaşlık kısmında İran yazıyor olmasından dolayı belgeleri imzalamamış, kendisinin memleketinin Charles de Gaulle olduğunu belirtmiştir. 2004 yılında Terminal filmiyle sinemaya uyarlanan hikayesiyle Nasseri'ye yaklaşık 300 bin $ telif hakkı verilmişti. Nasseri film için oldukça heyecanlanmıştı ve filmin posteriyle Terminalde dolaşarak reklamını bile yaptı.



Hikâyenin filmi 2004 Terminal gibi kabul edilse de, Nasseri'nin hikâyesi ilk kez 1993 yılında Fransızlar tarafından 'Lost in Transit' filmiyle ele alındı. Tüm dünyada tanınmaya başlayan ve popülaritesi artan Nasseri'ye Belçika hükümeti tarafından zeytin dalı uzatılıp 'yeniden ülkeye giriş ve mülteci olarak yaşayabileceğini bildirildi. Ancak zamanında oldukça aşağılanan ve adeta kendisiyle oyun oynanan Nasseri, bu teklifi reddederek sadece İngiltere'de özgürce yaşayabileceğini söyledi. İngiltere'den gelen bildiriler ve mektuplarda 'Sir, Alfred Mehran' olarak hitap edilen Nasseri, tüm havaalanında 'Sir Alfred' lakabını aldı.



2006 yılında rahatsızlanan ve hastaneye kaldırılan Mehran Karimi Nasseri, 2007 yılının Ocak ayına kadar hastane kalmış, iyileştikten sonra havaalanına yakın bir otele yerleştirildi. Daha sonra bir sığınma evine yerleştirilen Nasseri'nin havaalanında kaldığı köşe hala özel bir yer gibi hergün itinayla temizleniyor.

1988 yılından 2006 yılına kadar tam 18 sene Paris Charles de Gaulle havaalanında yaşayan ve eline birkaç kez dışarı çıkma imkanı gelmesine rağmen burayı terk etmeyen Nasseri'nin gerçek hikayesi budur.







Kaynak: https://www.papiroom.com/495155555752_terminal-filminin-gercek-hikayesi-tam-18-sene-mehran-karimi-nasseri

Rüyalar Ülkesi: Avustralya - Seyahat, Gezi ve Tavsiye Notları

Rüyalar Ülkesi: Avustralya - Seyahat, Gezi ve Tavsiye Notları
Selam yurttaşlar. Sonunda seyahat ile alakalı en önemli kısmı eklemeye karar verdim. Dönüşüm çok oldu ama koşuşturmadan felan vakit bulamadım açıkçası. Okulun ağır dersleri ile başa çıkmak da eklenince yarım yarım yazarak ilerleyebiliyorum. Hatta iki tane projeyi kenara koydum. Neyse, nerde kalmıştık… Heh, gezilecek yerler, yaşantıya dair notlar, yeme-içme, ulaşım vs vs :)


GELİŞ-GİDİŞ VE UÇAK

Vize işlerini hallettikten sonra diğer en önemli kısım uçak biletlerini almak oluyor. Fiyatlar gerçekten aşırı pahalı. Pahalıdan kastım 3500-4000 TL arasında ki bir fiyat aralığı yani. Sırf bu yüzünden gitmekten vazgeçenler olabilir. Neyse, Türkiye’ye epey uzak olduğu için hiçbir hava yolunun direk uçuşu yok maalesef. Aktarmalı oluyor uçuşlar. İstanbuldan Sydney’e havayolunu değiştirmeden giden çok az havayolu var. Başlıca iyi olanlarını söyliyim: Etihad Airways, Singapore Airlines, Qatar Airways, Emirates Airlines. Bunlar haricindekilere bakmayın bile. Çok kötüler. Ben Etihad Airways’i tercih ettim. Çünkü hem hizmeti iyimiş teyzemden öğrendiğim kadarıyla hem de İstanbul’dan verdiğim bir bavulu Sydney’de alıyorum. Fiyat olarak da 3300 TL gibi bir para ödedim. Biletleri Etihad’ın kendi sitesinden aldım.



Yukarıda bahsettiğim havayolları en az iki aktarma ile götürüyor. Etihad için konuşacak olursak, önce İstanbul’dan Abu-Dhabi’ye götürüyor. Bu uçuş yaklaşık 4,5-5 saat arasında sürüyor. Burada 1 ile 4 saat arasında bekleme yapıyorsunuz. Daha sonraki uçuş ise 17-18 saat sürüyor. Direk Sydney’e inmiş oluyorsunuz. Yani toplam uçuşunuz en az bi 22 saat sürüyor :D Bu arada uçakta verilen yemekler de kötü değil hani idare eder seviyesindeydi.

İKİNCİ UÇAKTAKİ VERİLEN YEMEK :)


Burada size tavsiyem uzun beklemeli bir uçuş seçmeyin daha fazla yorulursunuz. Bir de Abu-Dhabi havaalanından sakın dışarıya çıkmaya çalışmayın. Vizeniz olmadığı için çıkartmazlar.


YEME - İÇME

Öncelikle, burdan giderken mutlaka Türkiye’ye ait birkaç malzeme(Mantı, mercimek, tarhana, salça gibi) götürün. Kalacağınız yerde arada sırada yapıp özlem giderirsiniz. Etkili oluyor bu. Neden böyle diyorum, çünkü orada yaşayan insanlar genelde hep dışarıdaki Fast-Food yerlerinden yemek yiyorlar. O yüzden dışarıda fazlasıyla mevcut. Aklınıza gelen her türlüsü var ama popülasyon olarak Avustralya’da Asyalı daha çok olduğu için Asyalıların yemek yerleri daha çok. Çok kolay vize alabildikleri ve yakın oldukları için resmen akın ediyorlar. Neyse mecburen dışarıdan yiyecekseniz Mc Donalds vardır ama ben pek beğenmedim. Köfteleri değişikti yani. Türkiye’de ki hamburgerler gibi değil. Sos olarak ülke olarak ketchap kullanılmıyor onun yerine domates sosu kullanılıyor bir de mayonez kullanılıyor. Onun yerine, benim favori mekanım: Oporto’dur. KFC gibi tavuk yapıyor ama KFC’den bin kat daha lezzetli. Wrap menüsü var bide yanına single hamburger yediğiniz zaman tıka basa doyarsınız. Söylediklerimin fiyatı sanırım 16$’dı. En ucuz ve en doyurucu yerdir. Bunların haricinde başka mekanlarda var.



Aslında Türk’seniz ve Avustralya’ya gidiyorsanız mutlaka bir Kebapçı bulursunuz. İçeriye girip Selamın Aleyküm dediğiniz zaman Aleyküm Selam derler. Hiç şaşmaz :D Hem sahibi Türk’tür hem de çalışanlar Türk’tür. Bazılarında yabancılarda çalışıyor tabi. Fiyatları normaldir çok pahalı değildir. İçi full dolu bir dürüm 7-8$ dır. Snack Pack diye servis şekli var. Altında patates üstüne döner, onun üstüne sos oluyor. Fiyatı 8$ ile 14$ arasında değişiyor. Onu yediğiniz zaman 1 gün bir şey yemezsiniz. O kadar iyidir yani. Şahsen kebapçıda çalıştığım için öğlen yediğim zaman ertesi gün sabahına kadar bir şey yemediğim oluyordu.

ÇALIŞTIĞIM YERDE HAZIRLANMIŞ BİR SNACK PACK (MEGA) :)


Diğer yandan kahve kültürleri üst düzeyde diyebilirim. Sabahları kahve içmeden asla işe gitmezler. Gittler diyelim daha oturmadan kahvelerini içerler. Öyle manyak bunlar. Kafayı kahve ile bozmuşlar la abartmıyorum. Adım başı kahve dükkanı var zaten ve küçük rakamlara efsane kaliteli kahveler içebiliyorsunuz. En ünlü mekanları: Gloria Jean's Coffee. Buraya müptela olursunuz bunun yanında elbette Starbucks olmazsa olmazlardan. Küçük mekanları da deneyin. Hiç içmediğiniz kadar güzel kahveler çıkıyor.




ULAŞIM - TOPLU TAŞIMA

Türkiye’de ki gibi bir ulaşım sistemi beklemeyin. Acayip iyi bir sistemleri var. Hem toplu taşıma açısından hem de trafik açısından on numara. Zaten neredeyse herkesin altında son model bir araba var. 300mt uzaklıktaki markete bile arabayla gidenler var. Manyaklar la bildiğiniz. En önemli kısım, alt banliyolarda sokakta yürüyen insan göremezsiniz. Daha çok Sydney’e yakın banliyolarda tek tük görürsünüz.

Toplu taşımaya gelecek olursak, bir hafta toplu taşımayı denediğiniz zaman farkı anlayacaksınız. Banliyolar arası trenler var ve en çok tercih edilen toplu taşıma aracı bu. İki katlı oluyor ve işe gidiş ve çıkış saatleri dışında ayakta insan bulamazsınız. Resimlere bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız :)

TREN VE TRENİN İÇİ:




Otobüsleri ise genelde çok yaşlı insanlar ve öğrenciler kullanıyor. Bu yüzden boş boş gezerler. Bu ulaşımları kullanmak için ise Opal Kart diye bir kartları var ama kullanması aşırı pahalı. Adult tipinde bir kart almanız gerekiyor. Genellikle tren istasyonlarına yakın yerlerde satılıyor. Bundan sonra yükleme yapıyorsunuz. Ayrıca şunu da söyliyim. Bu karta online olarak yükleme sakın yapmayın. İşlem çok uzun sürüyor. Birkaç arkadaş denedi ve 1 ay sonra yüklendi bakiyesi. Ulaşım aşırı pahalı demiştim bu da şurdan geliyor; 1 saatlik yere git gel yapmak, toplamda 20$ tutuyor.


KONAKLAMA

Konaklama kısmı en sorunlu bölümdür. Herşey dahil olarak konaklayabileceğiniz apart tarzı yerler var. Sydney’e yaklaştıkça oda fiyatları epey artıyor. Fiyatlar haftalık 250$ dan başlıyor 500$’a kadar çıkıyor ve bu fiyat sadece tek bir oda için. Bir tane yatak bulunuyor. Ortak duş, ortak tuvalet oluyor yani biraz sıkıntılı. Bazıları evlerinin bir odasını bile kiraya verebiliyorlar. İyice araştırıp bulmak gerekiyor. Avustralya’da kullanılan bir uygulama var. Bizim sahibinden.com gibi. GUMTREE AU . Bu uygulamayı telefonunuza indirin. Oradan kolayca araştırıp, kalacak yer ayarlayabilirsiniz. Hatta alışveriş de yapabilirsiniz. Teknolojik aletlerin ikinci elleri çok ucuza oluyor orada.


TAVSİYELERİM

- Sydney’de görülmesi gereken yerlerin başında zaten Opera House geliyor. İçerisinde çeşitli etkinlikler oluyor. Opera, tiyatro, dans gösterileri. Fakat en ucuz bilet 180$ idi. Açıkçası ben bunu duyunca dışarısında gezmeyi tercih ettim. Etrafında restoranlar, cafeler bulunuyor. Fiyatları o kadar pahalı değil aslında ama yine de normalin az üstünde. Ayrıca Opera House’un hemen önünde de botanik bahçesi var. Buranın pek bir özelliği yok aslında ama güzel fotoğraf çektiriliyor ordan. Kadraj’da hem Opera House oluyor hem de Harbour Bridge oluyor.

-Sehirin içinden Opera House’a doğru giderken The Rock’s diye bölge var. Orada mükemmel Pancakes yapan yer var. Bende bilmiyordum burayı. Etrafı dolaşırken arkadaşlarla gidelim dedik. Gerçekten efsane lezzetli Pancakes’ler. Web sitesi bu: http://www.pancakesontherocks.com.au/. Birkaç şubesi var ama On The Rocks, Sydney olan şubesine gidebilirsiniz.

PANCAKES VE RESTORANIN İÇİ




- Darling Harbour Sydney’in en ünlü yerlerin başında geliyo. Koy gibi bir yer ve denizin kenarlarında restoranlar var ve hepsi kaliteli hizmet veriyor. Yemekleri müthiş lezzetli. Tek dikkat etmeniz gereken şey yemeklerin yarısından çoğunda domuz eti var. Sipariş vereceğiniz yemeğin önce açıklamasına bakıp sonra sipariş vermek gerilmesi gerekiyor. Ben genelde tavuk olan menülere baktım hep. Onlardan sipariş verdim. Gayet lezzetliydi ve tabaklar da efsane hazırlanıyor. Çok özen gösterilmişti yani.





- Eğer Avustralya’ya gitmişseniz mutlaka ve mutlaka Gold Coast’a gidin. Efsane güzellikte bir yer ve gidilebilecek onlarca sahilleri var. Tabi gitmek için Sydney’den Brisbane’e geçmeniz gerekiyor. Oradan da araç kiralayıp Gold Coast’a gitmeniz lazım. Buraya giderken yol üzerinde güzel sahil yerleşim yerleri var. Oralarıda gezmeyi unutmayın. Bunun haricinde bir de Cairns  ile Darwin eyaletleri var. Önce Gold Coast yaptık sonra ben ordan geri Sydney'e geri döndüm. Arkadaşlar Cairns'e geçtiler. Keşke direk Cairns’e gitseydik sonra Gold Coast’a geçerdik dediler. Cairns de Gold Coast’dan aşağı kalır yanı yokmuş hatta daha güzelmiş. Giden arkadaşlarım öyle söylediler. Keşke gitseydim diyorum açıkçası. :)

GOLD COAST (SURFER PARADISE)


CAİRNS




Rüyalar Ülkesi: Avustralya - Okul ve Vize İşlemleri

Rüyalar Ülkesi: Avustralya - Okul ve Vize İşlemleri
Geçtiğimiz yaz 3 aylığına ingilizce dil kursu için Avustralya’ya Sydney şehrine gitme şansım oldu. Bütün herşeyiyle hazırlanması, gitmesi, gelmesi vs 1 seneyi buldu. Hani hangi aşamalardan geçtiğimi de bu konuda yazmaya çalışacağım ki zorluklara göre sizde önleminizi alın. Bu konuda açıklayıcı olması için hem daha sonra gitmek isteyenler için ön bilgi olur diye Avustralya ve genel yaşam hakkında bir kaç tane makale hazırlamayı düşünüyorum.

OKUL SEÇİMİ

Dil okuluna United Towers şirketi aracılığı ile kayıt oldum. En avantajlısı ve en iyisi ILSC(Sydney) olarak söylendiği için oraya karar verdim ki iyiki de oraya gitmişim. Bir çok milletten insan kendi dillerini değilde sadece İngilizce konuşmaya çalışıyor. Bu konu İngilizce öğrenmek açısından çok önemli. Zaman zaman konuşulsa da başkalarıyla anlaşmak için de mecburen İngilizce konuşma zorunluluğunda kalıyorsun. Neyse, kayıt yaptırdığım zaman okulun belli bir indirimi vardı, aklıma yattı açıkçası ve lokasyon olarak da iyi yerdeydi, oraya kayıt yaptırmaya karar verdim. Okul ücretim toplam 10 haftalık için 3200 AU$ tuttu.

VİZE BAŞVURUSU

Vize aşamasına gelirsek; ben öğrenci vizesi için başvuru yapmadım. Normal turist vizesi olarak başvuru yaptım fakat öğrencilik belgelerimi de verdim. Bi zararı oldu mu derseniz olmadı valla. İşte kendime ait evrakları toplama koşuşturması başlamış oldu. Kamu kuruluşları verecekleri belgeleri Türkçe temin ettiler. Fakat anlaştığım şirket bütün belgelerin İngilizce olması gerektiğini söyledi. Bu konunun ne kadar doğru ne kadar yanlış orasını hala bilmiyorum. Başka gidenler ise ben bazılarını Türkçe olarak gönderdim hiç bir sıkıntı çıkmadı. Bir kaç gün içerisinde de vizem onaylandı dediler. Valla bu konuda onların yalancısıyım. Bu arada Avustralya Konsolosluğu bizzat başvuru olayını kaldırmış yani Ankara'da ki Konsolosluğa gitme durumu yok. Bazı internet sitesinde hala gidilmesi gerektiği yazılıyor. Dikkat edin. Onun yerine başvuruları Online olarak başvuru yapılıyor. Bende öyle yaptım zaten. Bütün belgeleri yükledik. Vize ücretini de kredi kartımdan çektik. 135 AU$'dı en son. Güncel vize türlerinin ücretlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Benim sonuç, 2 gün sonra maile Onaylandı maili geldi. Vize olayı da bu kadar sırada uçak bileti ve oradaki konuları diğer makaleden okuyabilirsiniz.. Eğer yardımcı olunacak bir konu olursa çekinmeden söyleyin baya profesyoneli, piiri oldum valla. Yardımcı olurum :)

Vakitsiz Hediye

Vakitsiz Hediye
Vakitsiz gelen bir hediyeye ne kadar sevinirsiniz? Ben istemsiz bir şekilde saçma saçma konuşup, ne diyeceğimi bilemem pek. Hele ki bir de en sevdiğin bir şey ise o zaman daha fazla sevinir insan. Bu olayın adı herkesin malumu sürpriz oluyor.

Habersiz, hiç beklemediğin bir zamanda aniden çıkan şeyler insanı mutlu eder. İyi anlamdaki şeyler. Daha doğrusu beni acayip mutlu ediyor. Peki, hayatınız olacak kişi ile karşılaşmanız bu şekilde olduğunu düşünün? Vakitsiz, hiç düşünmediğiniz zamanda ve mekânda. Bu durumda tepkiniz ne olurdu?

Yaklaşık 4 ay önce o kişi bana sürpriz bir şekilde hiç beklemediğim bir zamanda çat diye çıka geldi hayatıma. Kafamda böyle bir şey olmamasına rağmen hani derler ya ilk görüşte âşık olursunuz, heh o durumu bizzat yaşadım sanırım.

İlk gördüğüm zaman ki hissettiğim duyguları tarif edemiyorum. Daha önce karşılaşmadığım cinstendi. Yukarıda bahsettiğim hareketleri istemsiz bir şekilde yaptım diyebilirim. Hiç bilmediğim duyguları daha yoğun hissetmeye başladım. Mesela, bütün hayatımı onunla geçireceğim düşüncesi hiç yokken oluşuverdi. Tabi, emin olmam lazımdı. Zaman ilerledikçe, konuştukça duygularımı, ona karşı hissettiklerimi, onun ne kadar doğru bir insan olduğunu da gördüm. Bu kadar kısa zamanda nasıl emin olabiliyorsun bu derece önemli bir olayda diyebilirsiniz ama gerçekten bu şekilde yoğun şeyler hissediyorsanız o doğru insandır dersiniz. Biraz daha ileriye götürerek, hani nasıl birisini hayal edersiniz diye sorsalar onun özelliklerini sayarım. Tuhaf. Bazen inanamıyorum. “Acaba hissettiklerim gerçek mi” diye soruyorum kendime. Cevabını öğrenmek için ise sadece pencereden kafamı uzatıp derin bir nefes almam yeterli oluyor. O zaman anlıyorum işte gerçek olduğunu.