INSTAGRAM

Iste Eskisehir'in guzelligi ❤️🇹🇷🇹🇷 #milliteyze #millitakim #taraftar #zafer#tbtI am so so so happy with her ❤️ 😇 #myangel #bucketlist #onestepdone  #cesme #marinaAdam gibi adamlar 😎 #kardesler #australian #brothersHer daim beraber olmayi kafaya koyduk bi kere 😎😎 #myangel #istanbul #galatakulesi #bucketlist #conquerConquer #istanbul - #kizkulesi with #myangel #bucketlistTakim gibi takim be #muhendislik #next#eskisehir #tbtYildonumunu de kutladik.. ☺ #365gun #mutluyuz (Bucket listden bir madde de gitti kaldi #99 )

Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra,
kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.

-Mustafa Kemal Atatürk

SPOTİFY LİSTE '17

YAZAR KAFE

Bumerang - Yazarkafe

iPhone'nun Soğukta Kapanma Sorunu

iPhone'nun Soğukta Kapanma Sorunu

Merhaba arkadaşlar, iphone kullanıcılarının birkaç senedir başlarına bela olmuş bir sorun herhalde, soğuk bir ortamda sarj varken kendini kapatması. Bu konuya bir açıklık getirmek için böyle bir yazı yazma gereği duydum.

Çoğu kullanıcı bundan çok fazla şikayetçi. Pil değişimi  kadar gidenler bile varmış. Benimde başıma geldi bu kapanma olayı. Yakın bi zamanda Uludağa çıkmıştım. Havanın sıcaklığı -10 ile -15 derece gibi bir şeydi ve sarjım 0'e  yakındı. Böyle olmasına rağmen bi ara telefona bakayım diye çıkarttığımda telefonumun kapandığını gördüm. Açmaya çalışırken de hiç ışık bile gelmiyordu. Açmak için biraz zaman geçmesi gerekti. İnternette ufak bir araştırma ile İPHONE'ların bazı modellerinde böyle bir sorun varmış.


Bu sorun hem IPHONE 6,6S serisinde hem de IPHONE 5,5S serisinde var diyorlar. İnternetten araştırdığım kadarıyla da pek çözümü yokmuş. Hatta APPLE resmi web sitesinde bu konu ile alakalı bir açıklaması mevcut:


iOS aygıtlarını 0º ile 35ºC arası (32º ila 95ºF) ortam sıcaklıklarında kullanın. Düşük veya yüksek sıcaklık koşulları aygıtın sıcaklığı ayarlamak için davranışını değiştirmesine neden olabilir. iOS aygıtını çalışma aralığının dışındaki çok soğuk ortamlarda kullanmak pil ömrünü geçici olarak kısaltabilir ve aygıtın kapanmasına neden olabilir. Aygıtı yeniden daha yüksek ortam sıcaklıklarında kullandığınızda pil ömrü de normale döner.


Aygıtı, sıcaklığın -20º ile 45º C (-4º ila 113º F) arasında olduğu ortamlarda saklayın. Park edilmiş araçlardaki sıcaklıklar bu aralığı aşabileceğinden aygıtı aracınızda bırakmayın.


Çevresel Gereksinimler Şunlar:


Çalışma ortam sıcaklığı:

0° ila 35° C (32° ila 95° F)


Saklama sıcaklığı:

-20° ila 45° C (-4° ila 113° F)


Bağıl nem:

%5 ila %95 yoğuşmasız


Yukarıda şunu söylüyor: Benim cihazlarımı uygun çevresel ortamlarda şekilde kullanın, eğer tarif edilenin dışında kullanırsanız sıkıntı yaşayabilirsiniz. Sonuç olarak, eğer cihazınız soğuksa ısıtın diyor :D


Programsal veya donanımsal olarak bu sorunun bir çözümü yokmuş maalesef.

İlk Kayak Deneyimim ve Uludağ Tatili

İlk Kayak Deneyimim ve Uludağ Tatili

Kış mevsimi geldi diye her gün elimizde çay, kahve dışarıdan kar yağmasını izlemektense yenilik arayanlar için yeni yazımız geldi :) Konumuz, kış mevsiminde yapılabilecek aktiviteler yani 'ULUDAĞ - KAR VE KAYAK ' üçlüsü.


1- ULUDAĞ

Marmara bölgesindeyseniz özellikle mutlaka en azından bir kez gitmeniz gereken bir turizm bölgesi. Kışın bir çok festivalin, sanatçıların, gezi gruplarının bulunduğu efsane bir kopkop mekanına dönüşüyor ve soğuk nedir anlamıyorsunuz :) Hem fiyatlar açısından da uygun bence tabi diğer yerleri de görmedim. He bu arada Uludağ da iki tane gelişim bölgesi var. Etkinlikler genelde 1.Oteller bölgesinde oluyor. Hatta şu ara tam kışın göbeğinde WHITEFEST vardı ve müthiş geçtiğini gördüm instagramdan felan. Festivali incelemenizi öneririm.


Sizlere verebileceğim bir tavsiye: gittiğinizde dışarıdan bakmak yerine ve ya üşüyorum abi şurada bir kafede oturayım manzaranın tadını çıkarayım demek yerine, 'KAYAK' veya 'TELEFERİK GEZİSİ' yapın. Bunları yapmadan dönmemenizi şiddetle öneririm.


2-KAYAK

İlk Kayak heyecanımı anlatmak istiyorum. Hep Uludağa çıkıp kayak yapmak istemişimdir. Kısmet bugüneymiş. Ben ve kız arkadaşım yıl dönümümüzü kutlamak için böyle bir eğlenceye katılalım dedik. Zaten haberlerde, internette görüp epey imreniyordum derken hemen ilk fırsatta çıktık.


Kaymadan önce heyecanım vardı tatbikîde. Kolunu bacağını kıran var ya nasıl heyecanlanmıyım. Fakat korkum yoktu nedense. Sizde korkmayın abicim yürümeyi düşmeden mi öğrendiniz düşe kalka ve yardım ala ala öğreneceksiniz ve inanın düşmek hiç bu kadar zevkli gelmeyecek :D Hatta çıkıp tekrar tekrar kayıp düşmek isteyeceksiniz. Şahsen benim de öyle oldu. Her kaymaya başladıktan 100mt sonra kendimi yerde buluyordum, tepe taklak gidiyordum yani. Dedim bu böyle olmayacak, bi etrafa bakayım proflar nasıl kayıyorlar ve bu insanlar ne yapıyor diye bir bakış atmak lazım dedim. Hafiften hafiften kaymaya başladım. Önemli olan bacaklarınızı sert tutup iyice açıp, A şeklini yaparak yavaş yavaş inebiliyorsunuz H harfini yaparsanız çok hızlı gidiyor durmakta zorlaşıyormuş. Tamamen durmak için ise yamaca paralel dönmek. Gerisi size kalmış. He bi de sakın geriye doğru eğilmeyin hemen düşersiniz.


Biraz fiyatlardan bahsetmek istiyorum. Birincisi, malzemeler açısından öncelikle pantolon almanızı şiddetle tavsiye ederim. Üstüne gerek olmayabilir. İkincisi kayak malzemelerini kiralamak oluyor. Bunları aramanıza gerek yok zaten orada pek çok alternatifiniz oluyor. Fiyatları tüm günlük kiralama şeklinde. Yani saatlik değil. Tüm gün için biz Kayak malzemeleri + pantolona kişi başı 50 TL verdik. Sanırım montu falan her şey dahil 80-90 TL gibi bir fiyattı. Hepsini tam takır(Pantolon, mont, gözlük, kayak takımları) giyip çıkıyorsunuz ve biz şimdi ne yapacağız bakışı atıyorsunuz :D


Şimdi önünüzde 2 seçenek var: ya 4 saatliği 60 TL den başlayan kayak yapanlara özel teleferikler ile yukarıya çıkıp kayacaksınız, ya da yok ben çok durmayacağım zaten diyenler için manuel olarak kayak takımlarını elde taşıyarak istediğiniz yere kadar çıkıp kayacaksınız. Biz ikincisini seçtik ama kayak takımlarının o kadar ağır olacağını açıkçası göz ardı etmeseydik daha güzel olabilirmiş :) Kayak böyle bir şey işte. Denemenizde fayda var gitmişken en çok zevk alacağınız şey bu olsa gerek :) Kayak yapmak istemeyenler için en sağda kapalı ve en solda açık olmak üzere iki tane teleferik var zirveye böyle çıkıp da inebilirsiniz.


3-KAR

Uludağ da geri kalan her yer tamamen kar oluyor doğal olarak. İnanın kar kalınlığı 1.50-2 metre civarında  ve çardaklar görünmüyor o derece. 


Kardan üşür ve bıkarsanız bir cafeye oturmanız gerekecek. Fakat bu durum hiç de öğrenciye hitap etmiyor onu da söyleyeyim. Çay 6 TL den başlıyor, yemekler deseniz hiç normal değil ama böyle olacağı tahmin edilebilir sonuçta turistik mekan. Biz turla gittiğimiz için yemek içindeydi o yüzden bu konuda çok bilgi veremeyeceğim ama yanınızda kesinlikle abur cubur çikolata su gibi gerekli şeyler bulunsun içinizi ısıtır :)


Uludağ ile ilgili anılarım ve söyleyeceklerim bunlar umarım gideceklere yardımcı olur :)

Ne ! Final Haftası mı ?

Ne ! Final Haftası mı ?

Hazır final haftasını da bitirmişken nasıl bir şeyin içinden çıktığımı anlatmak için ufak bir yazı yazayım dedim. Valla hangi öğrenciye sorarsanız sorun final haftası başlı başına bir bela olduğunu söyler. Daha da açıklayıcı olmak gerekirse, "Öğrenciyi stres muskası haline sokan, finallerinin iyi geçtiğini düşünen bir öğrencinin bile, “acaba hoca bi puştluk yapar mi?” sorularının, finalde sorulacak olan sorulardan daha bir ön plana çıkmasını sağlayan, öğrenciyi bunalımlardan, buhranlara, şizofreniye sevk eden, ülser başlangıcının ana sebeplerinden biri olduğunu düşündüğüm(alkol kullanmayan ve mülayim bi hayatı olan üniversite gençliği için), lanet olası 2 haftalık boyutlar arası kopukluk dönemidir." (Ekşisözlükte ki şu entry)  Tam olarakta hissettiğim duygular bunlar işte.


Evdeyken bildiğiniz survivor hayatı yaşıyorum. Ödül oyunu oynayıp sonucunda da A101 sponsorluğunda ya tost(kaşarlı) ya da makarna yiyorum. Makarna dediysemde normal makarna değil, 1 TL’lik adını bilmediğim noodle’lardan gömüyordum. Efsane güzeller ya. Favori yemeğim oldular. Özellikle Köri soslu noodle. Efsane ötesi. Mutlaka deneyin. 


Neyse yemek konusunu bir kenara bırakırsak, hayattan kopuyorum resmen. Kimseyle konuşmuyorum, ne ailemle ne de kız arkadaşımla. Bir nevi standby modunda oluyorum. Aradıkları zaman “Aradığınız kişiye şuanda ulaşamıyorsunuz çünkü o final haftasında olan bir öğrenci, elleşmeyin. Lütfen 1 hafta sonra tekrar deneyiniz.. The person you have called can not be reached at the moment because the person is in the final week, -don’t touch- , please try again one week later” diye mesaj dinlettirdim ya.  Gerisini siz düşünün artık nasıl bir kafada olduğumu. Böyle bir zaman içindeyseniz zaten en tükettiğiniz içecek kahve oluyor. Neden diye soracak olursanız, burada önemli olan daha fazla ayakta kalıp, daha az uyumak ve dinç kalmak. Ana felsefemiz bu. Olabildiğince fazla zaman yaratıp ders çalışmak, ders çalışmak, ders çalışmak oluyor.



Çok büyütüyorsun alt tarafı bi final sınav haftası 3-5 tane sınava giriyorsunuz çıkıyorsunuz diyenleriniz olacak ama demeyin benim gibi olanların ekşisözlük yazılarını paylaşayım da ne demek istediğimi anlarsınız:


muhtemelen amacı öğrenciyi psikopat etmek isteyen kimi üniversitelerde*, proje teslim tarihlerini de içine alan, projelerle beraber kafayı da çizdiren, sınavların girdiği rezil hafta(lar)..
son ana atılan ödevlerle birleşince iyiden iyiye event horizona dönüşen, bir sene boyunca öğrenmemekte ısrar edilen herşeyi sike sike öğrenmek zorunda kalınan dönem.
darbe üstüne darbe yenilen haftadır. çekilmez bir insan olursun bu hafta. uykusuz, aksi, nalet ki ne nalet. nalet olsun.
beni zombiye ceviren, her derse ayri ayri calisip bikmaktan vucudumda sivilce cikartan, bi yariyil tatili gelsin ben size gostercem dedigim; igrenc, hayattan sogutan zaman dilimi
bir dönem boyunca öğrenci olduğunu unutan kişiler için şeker bayramı gibidir, düzenli arkadaş ziyaretlerine gidilir, nadir de olsa ziyarete gelen arkadaşlara baklava ve şeker sunulur.
benim için büyük, insanlık için sıradan bir haftanın habercisi..

Entry'lerin devamını okumak isteyenler için link:

eksisozluk.com/final-haftasi--76286


Unutmadan da, Leyla ile Mecnun’daki mecnunun duasını da eklemeden olmaz tabi, günün anlam ve önemini çok iyi açıklıyor.

Benim Kahvem

Benim Kahvem

Ülkemizde kahve kullanımı maalesef Nescafe 3’ü 1 arada dan öteye gidemiyor. Keşke gitse de çayımızın yanında da kaliteli kahve tüketimi artsa da yeni yerler açılsa diye düşünmüyor değilim açıkçası. Lüks olarak algılanıyor sanırım. Bi orta boy bardağa kim 7-8 TL verir diyerek çay tercih ediliyor. Cafelerde verilen çayların %98’i sıcak sudur %2’lik kısmı da şanslıysanız taze çay oluyor. Yani bildiğiniz sıcak su içiyoruz o da çeşmeden doldurma. Fiyatı da 2-2,5 TL den başlıyor. Deniz kenarındaysanız 4-5 TL oluyor bardağı.


Evde hazırlanan çay dışında dışarıda çayı pek fazla tercih etmemeye çalışıyorum. Bi ara Nescafe classic ile yetinirken bundan iki sene önce felan çekirdekten çekilmiş kahveye merak sarmaya başladım. Nescafé, Jacobs vs. ile devam etmeyin hepsinin tatları berbat. İçmeyin. Filtre kahve içmeye başlayın daha güzel. Bırakamazsınız. Bende bu alışkanlığı bi yerde içtiğim sade filtre kahve ile aldım. O içtiğim kahve gerçekten müthiş lezzetliydi ya abartmıyorum ve sanki bu zamana kadar aradığım kahve tadını bulmuş gibiydim ilginç bir şekilde. Apayrı bir boyutmuş gibi geldi bana. Birkaç kez daha içtikten sonra bu bana yetmez diyerekten, evde kahve hazırlamak için alet edevatlarını almaya karar verdim.


Filtre kahve hazırlamak için iki seçenek var birincisi French Press, ikincisi kahve makineleri. Hangisini seçerseniz onunla kolaylıkla hazırlayabilirsiniz ama baktığım kadarıyla kahve makinesi fiyatları acayip pahalı. O yüzden French Press başlangıç için yeterlidir. Bende gittim Kahve Dünyası'ndan güzel güzel French Press'imi, tahta kaşığımı(metal kaşık, kahvenin tadını değiştirdiği söyleniyor internette) ve milyonculardan da sevdiğim bardağımı(cam kulplu klasik bardak favorim bknz.) aldım. Her şeyi hazırladıktan sonra kahve seçimi konusunda pek bilgim yoktu aslında ama içimi yumuşak ve hafif sert olmasından yanaydım. Her damak zevkine göre çok çok kahve var. Ben Kolombiya kahvesi ile başladım. Tadı, içimi, yumuşaklığı çok güzel. Tavsiye ederim gerçekten.


Benimki öyle profesyonellik felan değil, bildiğiniz kaliteli kahve yapmaya uğraşan, içmeyi seven birisiyim. Uğraşıyorum yani az biraz araştırıyorum, bloglara bakıyorum, facebook gruplarını takip ediyorum felan takılıyorum öyle. Ciddi şekilde ilgilenmeye kalkıldığı zaman biraz maddiyat istiyor birazda zaman bunlarda bende pek olmadığına göre hobi olarak kalsa yeter dedim :D 


Eskişehir'e gelecek olursak, burada kahve olayı şu aralar biraz daha arttı. Yeni mekanlar-yeni yerler açılmaya başlandı. Take away(Al-Git) olayı da gelmeye başladı. Güzel şeyler oluyor Eskişehir'de. Son açılan mekanlara daha gitme fırsatım olmadı ama Caribou Coffee’nin kahveleri güzel. Starbucks dan kesinlikle uzak durun derim. Berbat kahveleri var. Bunların haricinde benim en çok alışveriş yaptığım yer, Black Cat Coffee. Burasının kahveleri gerçekten güzel. Normalde de taze kahveleri fakat böyle çok takip ederseniz daha yeni gelmiş kahvelerden taze taze alabilirsiniz. İçeride oturup içebiliyorsunuz veya isterseniz çekirdek olarak ya da öğütülmüş olarak kahvelerinizi alabiliyorsunuz. Genellikle kahveleri taze, yeni gelmiş oluyor. Mutlaka denemelisiniz diyorum. Ekşide ki yorumlara bakmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.


Son olarak, içtiğiniz ilk yudumda ki rahatlamayı ve mutluluğu başka bir yerde bulamayacağınızı iddia ederek bu olaya başlamanızı tavsiye ediyorum.


Hadi afiyet olsun şimdiden...