INSTAGRAM

Her daim beraber olmayi kafaya koyduk bi kere 😎😎 #myangel #istanbul #galatakulesi #bucketlist #conquerConquer #istanbul - #kizkulesi with #myangel #bucketlistTakim gibi takim be #muhendislik #next#eskisehir #tbtYildonumunu de kutladik.. ☺ #365gun #mutluyuz (Bucket listden bir madde de gitti kaldi #99 )Emegin karsiligini aldik 😎 #onurbelgesi #muhendislik 👨🏼‍💻Two gorgeous bro 👊🏼 That day was incredible day for me @leejunhui20 @asezginba ✌🏼️ilk'lerimiz arasina bir yenisi daha eklendi 🤗 #fatmaerdidügün #myangelUfak bir gülümseme yetiyor, mutlu olmaya... #mutluluk

Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra,
kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.

-Mustafa Kemal Atatürk

SPOTİFY LİSTE '16

YOUTUBE

Bumerang - Yazarkafe

Benim Kahvem

Benim Kahvem

Ülkemizde kahve kullanımı maalesef Nescafe 3’ü 1 arada dan öteye gidemiyor. Keşke gitse de çayımızın yanında da kaliteli kahve tüketimi artsa da yeni yerler açılsa diye düşünmüyor değilim açıkçası. Lüks olarak algılanıyor sanırım. Bi orta boy bardağa kim 7-8 TL verir diyerek çay tercih ediliyor. Cafelerde verilen çayların %98’i sıcak sudur %2’lik kısmı da şanslıysanız taze çay oluyor. Yani bildiğiniz sıcak su içiyoruz o da çeşmeden doldurma. Fiyatı da 2-2,5 TL den başlıyor. Deniz kenarındaysanız 4-5 TL oluyor bardağı.


Evde hazırlanan çay dışında dışarıda çayı pek fazla tercih etmemeye çalışıyorum. Bi ara Nescafe classic ile yetinirken bundan iki sene önce felan çekirdekten çekilmiş kahveye merak sarmaya başladım. Nescafé, Jacobs vs. ile devam etmeyin hepsinin tatları berbat. İçmeyin. Filtre kahve içmeye başlayın daha güzel. Bırakamazsınız. Bende bu alışkanlığı bi yerde içtiğim sade filtre kahve ile aldım. O içtiğim kahve gerçekten müthiş lezzetliydi ya abartmıyorum ve sanki bu zamana kadar aradığım kahve tadını bulmuş gibiydim ilginç bir şekilde. Apayrı bir boyutmuş gibi geldi bana. Birkaç kez daha içtikten sonra bu bana yetmez diyerekten, evde kahve hazırlamak için alet edevatlarını almaya karar verdim.


Filtre kahve hazırlamak için iki seçenek var birincisi French Press, ikincisi kahve makineleri. Hangisini seçerseniz onunla kolaylıkla hazırlayabilirsiniz ama baktığım kadarıyla kahve makinesi fiyatları acayip pahalı. O yüzden French Press başlangıç için yeterlidir. Bende gittim Kahve Dünyası'ndan güzel güzel French Press'imi, tahta kaşığımı(metal kaşık, kahvenin tadını değiştirdiği söyleniyor internette) ve milyonculardan da sevdiğim bardağımı(cam kulplu klasik bardak favorim bknz.) aldım. Her şeyi hazırladıktan sonra kahve seçimi konusunda pek bilgim yoktu aslında ama içimi yumuşak ve hafif sert olmasından yanaydım. Her damak zevkine göre çok çok kahve var. Ben Kolombiya kahvesi ile başladım. Tadı, içimi, yumuşaklığı çok güzel. Tavsiye ederim gerçekten.


Benimki öyle profesyonellik felan değil, bildiğiniz kaliteli kahve yapmaya uğraşan, içmeyi seven birisiyim. Uğraşıyorum yani az biraz araştırıyorum, bloglara bakıyorum, facebook gruplarını takip ediyorum felan takılıyorum öyle. Ciddi şekilde ilgilenmeye kalkıldığı zaman biraz maddiyat istiyor birazda zaman bunlarda bende pek olmadığına göre hobi olarak kalsa yeter dedim :D 


Eskişehir'e gelecek olursak, burada kahve olayı şu aralar biraz daha arttı. Yeni mekanlar-yeni yerler açılmaya başlandı. Take away(Al-Git) olayı da gelmeye başladı. Güzel şeyler oluyor Eskişehir'de. Son açılan mekanlara daha gitme fırsatım olmadı ama Caribou Coffee’nin kahveleri güzel. Starbucks dan kesinlikle uzak durun derim. Berbat kahveleri var. Bunların haricinde benim en çok alışveriş yaptığım yer, Black Cat Coffee. Burasının kahveleri gerçekten güzel. Normalde de taze kahveleri fakat böyle çok takip ederseniz daha yeni gelmiş kahvelerden taze taze alabilirsiniz. İçeride oturup içebiliyorsunuz veya isterseniz çekirdek olarak ya da öğütülmüş olarak kahvelerinizi alabiliyorsunuz. Genellikle kahveleri taze, yeni gelmiş oluyor. Mutlaka denemelisiniz diyorum. Ekşide ki yorumlara bakmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.


Son olarak, içtiğiniz ilk yudumda ki rahatlamayı ve mutluluğu başka bir yerde bulamayacağınızı iddia ederek bu olaya başlamanızı tavsiye ediyorum.


Hadi afiyet olsun şimdiden...

Yeşil Kitaplı Kız

Yeşil Kitaplı Kız
1938 de ikinci dünya savaşı sırasında annesinden ayırılıp, bir aileye evlatlık olarak verilmek üzere Almanya ya gelen masum bir çocuktu o. Hiçbir şeyden haberi yoktu sanki. Ne savaştan ne annesinin komünist olarak sıfatlandırılmasından ne de yeni çevresindekilerin olaylara bakış açılarından. Bilseydi daha mı iyi olurdu acaba?

Katı, somurtkan ve sürekli köpüren orta yaşlarda bir annesi ve her daim hayata karşı hep ümitle bakmaya çalışan çocuk ruhlu yaşlı denilecek bir babası vardı. O dönemin zorlu şartları altında ayakta durmaya çalışıyorlardı. Öyle ki, hiçbir şey yapmadığınız halde cezalandırıldığınız bir dönemdi o zaman. Din olgusunu hiç açmak istemiyorum.

''Beni her zaman kelimelerinin içinde bulabileceksin. Ben orada yaşıyor olacağım.''
Max Vandenburg ( Ben Schnetzer )


Kızın elinde kalan sadece yeşil bir kitaptı. Fakat geçmişte ne yazmayı öğrenmişti ne de okumayı. Kız ilk başlarda babası ile daha sonrasında ise aileye sığınan Yahudi bir genç ile okumayı öğrenir. Kitapların büyülü evrenine giren bu aile, çevrelerinde ki her türlü kötülükleri, savaşı bu dünya sayesinde aşmaya çalışmaktadırlar. Gerçekten de öyle değilmidir, hayal dünyasına açılan kapıların her birinin anahtarı elinize aldığınız kitaplar değiller midir?

Yukarıda bahsettiğim olay, yeni izlediğim bir filmin kısa bir özeti. İsmi The Book Thief (Kitap Hırsızı). Gerçekten harika bir kurgusu var ve küçük bir kızın bakış açısından anlatılıyor. Ne savaşın detayları ne de şiddetin boyutu gözler önüne seriliyor. Dönemi anlatmak açısından bazı olaylar yaşanıyor tabikide. Fakat tek olan şey, kitapların ve kelimelerin büyüsü ile yaşam enerjilerini tekrar kazanmaya çalışan bir hayatın olduğunu anlatmak.

Filmin bir sahnesinde şöyle bir cümle geçiyor: “çünkü insanlara insanlığı hatırlattı". Evet, bazen insanlığımızı unutuyoruz bencilleşiyoruz hep böyleymişiz böyle kalacakmışız gibi davranıyoruz. Hiç yadırgamıyoruz, hiç düşünmüyoruz kendimizi. Benliğimizi, insan olduğumuzu nasıl durumda hatırlamamız gerekiyor ki? İlla bir olayın mı olması gerekiyor?

Öleceksiniz.
Bütün uğraşlara rağmen hiç kimse sonsuza dek yaşayamaz.
Keyfinizi kaçırdığım için kusura bakmayın. Benim tavsiyem; vakti geldiğinde panik yapmamanızdır. Pek bir faydası olmuyor çünkü.


Bu film hikâyesi ile, görüntüleri ile gerçekten farklı. İzlediğim en iyi ve en etkili filmlerin başında geliyor. Çekildiği yıldaki Oscarda En iyi Film adayları arasına girmesi gereken bir film bence :) Bu yüzden kesinlikle izlenilmesi gerekiyor :)

Stromae - Formidable

" alt="Stromae - Formidable" title="Stromae - Formidable" />
Standart kliplerden farklı olarak çekilmiş güzel bir klip. Klip Belçika'da çekilmiş ve şarkıcı olduğunu kimse bilmiyor hatta bi ara polis bile geliyor yanına ve medeni bir şekilde konuşuyorlar, onlara bile söylemiyor klip felan çekildiğini. Ayrıca şarkının sözlerini de okumanızı öneriyorum.

Mükemmel,mükemmel
Sen mükemmeldin,ben ise acınacak halde
Biz mükemmeldik
Sen mükemmeldin
Ben acınacak halde
Biz mükemmeldik

Hey bebek, oups hanımefendi
Size asılmayacağım ,yemin ederim
Ben yalnız biriyim,dünden beri-lanet olsun
Çocuk sahibi olamam,ama bu demek değil ki....hey geri dön !
5 dakikadan ne çıkar,sana hakaret etmedim ki.Ben kibar biriyim,nazik
Yalnızca biraz fazla içtim, benim gibi olan dostlarım için
Yapacak başka işleriniz var,Oysa dün görebilirdiniz beni...
Öyleki ben

Mükemmeldim,mükemmel
Sen mükemmeldin,ben ise acınacak halde
Biz mükemmeldik
Mükemmel
Sen mükemmeldin,ben acınacak halde
Biz mükemmeldik

Hey kendine baksana sen,yakışıklı olduğunu mu sanıyorsun
Evli olduğun için mi ?
Ama o sadece bir yüzük,dostum,duygularına fazla kapılma
O da basacak sana tekmeyi hepsinin her zaman yaptığı gibi
Ya sonra başka bir kız mı,bahsettin mi ona?
Eğer istersen ona ben söyleyebilirim,sonrasını hallolmuş bil
Ve bir de çocuk mu,sonunda istersen o da olur
3 yıl bekle,7 yıl ve sonra göreceksin zaten,
Eğer o
Mükemmelse,mükemmel
Sen mükemmeldin,ben ise acınacak halde
Biz mükemmeldik
Mükemmel
Sen mükemmeldin,Ben acınacak halde
Biz mükemmeldik

Hey küçük kız oh pardon : ufaklık
Biliyor musun hayatta ne kötü ne de iyi insanlar var
Eğer annen can sıkıcı biriyse,büyükanne olmaktan korktuğundandır
Eğer baban anneni aldatıyorsa,annenin yaşlanıyor olduğundandır,Bekle!
Niye kırmızılara büründün sen? Hey! geri dönsene,ufaklık
Hepinizin nesi var böyle
Bir maymunmuşum gibi bakıyorsunuz bana,sizler?
Ama pardon sizler birer azizsiniz,hepiniz
Bir grup şebeksiniz !
Yavru bir maymun verin bana,o olacak...

Mükemmel,mükemmel
Sen mükemmeldin,ben ise acınacak halde
Biz mükemmeldik
Mükemmel
Sen mükemmeldin,Ben acınacak halde
Biz mükemmeldik

The Imitation Game #İzleyin

The Imitation Game #İzleyin
Öncelikle herkesin mübarek Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutlar, mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim. Bayramda Canan Karatayın uyarılarını mutlaka dileyin. Ya da siktir edin onu, boş boş konuşmaktan başka bi bişey yaptığı yok zaten bunak karı, siz istediğinizi yiyin :)

Şuan herkes bayram dolayısı ile tatildedir herhalde. Ya birkaç günlüğüne kaçamak yapmışsınızdır ya da evinizde kalıp misafir ağırlıyorsunuzdur. Hiç farketmez sonuçta tatildesiniz ve muhakkak 2 - 2.5 saatlik boş zamanınız vardır. Bu boş zamanı doldurmak adına, size bir film tavsiyesinde bulunayım, bakalım beğenecek misiniz? Son zamanlarda yani yıl içerisinde -sanırım geçtiğimiz mayıs ayı içerisinde- çok güzel bir film izledim… The Imitation Game (Yapay Oyun) . Size şöyle söyliyim hayatımda en çok etkilendiğim filmdir. Hem alanımla alakalıydı hem de insanın ufkunu ciddi anlamda açıyor.

Filmin senaryosu, tamamiyle gerçek bir hikayeye dayanıyor ve ikinci dünya savaşı zamanındaki bir olayı anlatıyor. Çok çok ünlü oyuncularda olmamasına rağmen oyunculuklar bence harikaydı. Başrolünde Benedict Cumberbatch oynuyor ve ona Keira Knightley, Matthew Goode gibi isimler eşlik ediyor. Gördüğünüz gibi aman aman bir kadrosu yok. Yani Johnny Depp, Leonardo DiCaprio , Scarlett Johansson, Natalie Portman gibi çok ünlü isimler değiller. Oyunculuklarından bahsetmiyorum tabikide yanlış anlaşılmasın… Filmde, öyle gözüme takılan bir sahne de yoktu yani. Filmin türü bilim kurgu olarak geçiyor fakat bildiğiniz bilim kurgu filmlerine pek benzemiyor, öyle uçuk kaçık şeyler içermiyor. Tarihi bir olayı çok iyi senaryolaştırarak beyazperdeye aktarmışlar. İzlediğiniz zaman zaten bana hak vereceksiniz. Hatta benim söylediklerimden daha fazlasını bile söyleyebilirsiniz. Spoiler vermemek için kendimi zor tutuğumu anlamışsınızdır :)

The Imitation Game:
II. Dünya Savaşı Nazi Almanyası'nın hâkimiyetinde birden çok cephede çok çetin biçimde devam etmektedir. İngiliz İstihbaratı tüm yoğun çabalarına ve yüzlerce kişiyi çalıştırmasına rağmen Almanların kullandığı Enigma şifreleme sistemini çözmeyi başaramamıştır. Almanların çok gizli bir biçimde şifrelediği bu yazışmalar, İngilizlere ve müttefiklerine çok ağır kayıplara mal olmuştur. Çözüm olarak İngiliz hükümeti Deniz Kuvvetleri Komutanlığı çatısı altında ülkenin en iyi şifre çözen beyinlerini ve kriptoloji uzmanlarını toplar. Bu isimlerden biri de farklı çalışmalarıyla tanınan ve kendi yöntemlerinden ödün vermeyen genç profesör Alan Turing'dir. Turing'in ekibe katılması dengeleri alt üst edecek ama o güne kadar hiç denememiş büyük çaplı bir girişimin de kapısını aralayacaktır.
Ünlü İngiliz matematikçi Alan Turing'i filmde Benedict Cumberbatch canlandırırken kendisine Keira Knightley, Matthew Goode, Rory Kinnear ve Allen Leech eşlik ediyor.




Kesinlikle bu filmi izlenmesi gereken filmler listenize eklemlisiniz ve ya vakit kaybetmeden mutlaka izlemelisiniz.

İyi Seyirler…