INSTAGRAM

“evet” dedi ❤️👫😊Iste Eskisehir'in guzelligi ❤️🇹🇷🇹🇷 #milliteyze #millitakim #taraftar #zafer#tbtI am so so so happy with her ❤️ 😇 #myangel #bucketlist #onestepdone  #cesme #marinaAdam gibi adamlar 😎 #kardesler #australian #brothersHer daim beraber olmayi kafaya koyduk bi kere 😎😎 #myangel #istanbul #galatakulesi #bucketlist #conquerConquer #istanbul - #kizkulesi with #myangel #bucketlistTakim gibi takim be #muhendislik #next#eskisehir #tbt

Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra,
kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.

-Mustafa Kemal Atatürk

SPOTİFY LİSTE '17

YAZAR KAFE

Bumerang - Yazarkafe

Goygoycu da kimdir ?

Goygoycu da kimdir ?
Öyle internette dolaşırken birden aklıma goygoycu kelimesi geldi. Bu arada da Tarihin Arka Odasında da goygoycu’dan bahsedince araştırma isteği duydum.

Zamanla çok yanlış anlamlar yüklendi. Halkımız anlam yüklemesinde bir numara zaten. En olmadık zamanlarda kimsenin duymadığı bir kelime söylendiği zaman o kelime söylenen andaki olaya yapışıp kalıyor. Kimsede araştırıp bakmıyor. Acaba gerçekten nedir demiyor kimse. Çıkıyor “hade len goygoy yapma! , Goygoy yapmada ciddi ol” gibi saçma sapan cümleler ile kelimeyle gırgır geçiliyor tabi giderekte gerçek anlamını yitiriyor :)

Baya merak edip araştırdım. Google amcamıza "goygoycu kimdir?" yazdım iki sayfa ekşi sözlük ile uludağ sözlüklerin siteleri çıktı :) Bunları görünce insan doğru düzgün araştırma da yapamıyor !! Doğru bilgiyi taaa 4. Sayfada buldum.

Kelimeye gelecek olursak, kötü bir anlamı yok. Tamamen Osmanlı dönemine dayanan bir kelime. Aslında bir kişiyi ifade etmesinden dolayı şuan ki kullanım ile ortak sayılabilir diyebiliriz. Diğer yönden hiçbir ortak yanları yok diyebilirim :) Bilinen yanlışlardan bir tanesi diyebilirim.

Eski İstanbul’da şehirde, Anadolu’dan gelmiş kör, topal veya daha genel anlamıyla engelli kişilerin belli gruplar oluşturarak mahalle mahalle dolanıp halktan yiyecek, içecek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için dilenenlere söylenirdi. Sırtlarında iki bölmeli kefenleri ile altışarlı gruplar halinde dolaşırlardı. Topladıkları şeyleri genelde yemek için toplasalar da pazar sergilerinde sattıkları da görülürdü.



"Hoygoycular" da denilen bu topluluk bir sokağın başına gelince halka olup durur, başlarındaki rehber "Allah Allah, bir Allah, kadîm Allah, şühedâ-i Kerbelâ. İmam Hasan ve Hüseyin aşkına, ce-mî-i enbiyâ ve evliya keremine, cümle mertler (cömertler) demine, gelip geçmiş müminlerin ervahına hû diyelim hû" şek­linde bir gülbank çeker, diğerleri de bir ağızdan "hû" diyerek karşılık verirlerdi. Gülbangın okunması sırasında evin ka­pısı açılıp da para yahut aşure harcı uza­tıldığında artık okumaya devam edilme­yerek duaya geçilirdi.

Sadece kendilerini düşünen insanlar da değiller. İstanbul’da gördüğümüz dilencilerin tam aksine topladıkları erzakları cebe cukka yapmıyorlar. Benim karnım açsa başkasının da açtır diyerekten ihtiyaç sahiplerine de dağıtıyorlardı. Dilencilik dediğin olacaksa böyle olsun. Şimdikiler, Eminönü’nde dileniyor sonra kapalı çarşı önünde BMW’ye biniyor. Dileneceksen düzgün dilen lan!

Goygoycuların tam çıkış zamanı bilinmemekte. İslam ansiklopedilerinde II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kal­dırmasından (1826) sonra ortaya çıktık­ları sanılmaktadır. 1909'da II. Meşrutiyet'in ilân edilmesiyle dilenmeleri yasaklanmıştır.

Öğrenelim, Öğretelim.  :)

Hayde Görüşürüz…

SOMA

SOMA
Her şeyden önce hayatını kaybeden 301 işçimize Allahtan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Yaralı olarak kurtulmuş işçilerimize de acil şifalar diliyorum. Geride kalanlara allah kolaylıklar versin :/

Düşüncelerime gelecek olursak, bu konuyu sıcağı sıcağına yazmak istemedim biraz zaman geçmesini bekledim çünkü o üzüntü ile bir şeyler karalayıp, paylaştıktan sonra pişman olmak istemedim. Belki kızgınlıkla belki de üzüntüyle farklı cümleler söyleyebilirdim. Bu olay gerçekten hem beni hem de tüm Türkiye’yi derinden sarstı. Çok zor bir durum.

Olay bir iş kazası gibi gözükse de işin ayrıntısına, olayın arka planındaki durumuna baktığımız zaman hiç de öyle olmadığını görüyoruz.  Kazanın bu kadar büyük olmasının sebebi her şeyin üst üste gelmesidir sanırım. Vardiya değişimi, yaşam odalarının olmayışı, oksijen maskelerinin yeterli düzeyde olmaması, yanlış kontroller, üstün körü denetimler, işçilere gerekli eğitimlerin verilmemesi, sigortasız çalıştırma…

Neden bu konularda daha önceden sıkı önlemler almıyoruz/alamıyoruz?  Neden hep bir kaza veya can ve mal kaybı olduktan sonra araştırmalar, incelemeler yapılıyor uzmanlar çıkıyor ortaya. Anca mı akıllanıyoruz ki ? Dilimiz yanınca mı işin ciddiyetini kavrıyoruz?  Teknoloji dünyasında yaşıyoruz diyoruz. Peki, nerede teknoloji? Bizim paramız yok, teçhizatlar çok pahalı alamadık, yönetmelikte böyle bir kural yok biz napalım ! Azcık çalıştırdığın kişilerin insan olduğunu fark etseydin zaten gerekli önlemleri alırdın. Kuş tüyü koltukta para saymakla olmuyor bu iş. Neyse !

Orada hayatını kaybedenlerin arasında daha çocuğunu kucağına alamayanda var, nikâh tarihini alıp düğününü yapamayanda var, oğlunun içerde olduğunu fark edip tekrar içeriye giren babada var. Bunları dile getirmek bile çok zor. Düşününce orada bende olabilirdim, benim bir yakınımda olabilirdi veya babam, abim, dayım, amcam da olabilirdi. Böyle düşünmek gerekiyor bazen ve böyle düşünerek hareket etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Onlardan birisini kaybetmiş kadar üzülüyor insan. Ben böyle düşünürken hayatını kaybedenlerin ailelerini düşünmek bile istemiyorum. Benimle aynı duyguyu paylaşan çok insan vardır mutlaka.

Tekrardan hayatını kaybedenlere Allah rahmet eylesin.

Başımız Sağolsun..

Türkiye, Gerçekten Türkiyenin mi?

Türkiye, Gerçekten Türkiyenin mi?
Başlığı ilk okuduğunuzda biraz ilginç gelebilir ama gerçekten bu sorunun cevabı Türkiye için, Türk insanı için çok büyük bir önem arz ediyor diye düşünüyorum. Geçmişimize baktığımız zaman büyük bir tarih yattığını herkes görebilir. Viyana kapılarına kadar giden, doğuda hazar denizine, batıda Arabistan’a kadar geniş bir coğrafyamız var iken şu anki Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasına kadar gerilemek zorunda bırakıldık. Fakat bizim insanımız, Çanakkale savaşının, Kurtuluş Savaşının ve daha sonrasında yaşanan diplomasi savaşlarının nasıl üstesinden geldiğimizi biliyordur.

Bütün bunları anlatmamın sebebi böyle bir geçmişimiz varken böyle badireler atlatmış bir millet olarak şuan ki durumumuz böyle olmamalı. Daha iyi seviyelerde daha az olayların olduğu daha fazla halkın söz sahibi olduğu bir Türkiye’yi düşünmek o kadar zor olmamalı.

Bütün bunların ışığında günümüze gelirsek, sanayide de, eğitimde de, ekonomide de, tarımda da maalesef belli bir noktada değiliz. Belki tarımsal olarak 4 mevsim yaşanmasından dolayı ürün çeşitliliğimiz var fakat sadece bize yettiğini söyleyebilirim.

Eğitime bakıyorum bu yılki SBS sınavının puan hesaplaması iptal edildi, tekrardan yeni puan hesaplaması isteniyor daha sonra Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı çıkıp dershaneleri kapatıyoruz diyor ona göre de üniversiteye giriş sınavını yeniden yapılandıracağız diyor. Zaten YGS, LYS, ÖSS, LGS, OKS, SBS vs. bunları buraya uzunca yazıyorsam zaten eğitimde gerçekten bir yerlere gelememişiz demektir. Dünyadaki en iyi üniversite sıralamasına baktığımızda sadece 2 tane üniversitemiz sıralamaya giriyor. Herkesin yüksek lisans ve doktorayı yurtdışında yapmak istemesinin sebebi de bu oluyor. Peki, sanayi ve ekonomi?

Şöyle bir bilgi de vereyim Türkiye Cumhuriyeti boyunca (1923 – Günümüze kadar) dış ticaretimiz hiçbir zaman pozitif değer almamıştır. Her zaman negatif sonuç vermiştir yani ithalatımız ihracatımızdan fazladır. Bu zaten her şeyi açıklıyor sanırım. Evlerimizde kullandığımız hangi ürün gerçekten Türk Malı? Mobilyalar hariç hiç biri. Evet, içimizde iyiyiz, Evet kendi kendimize yetiyoruz, her ihtiyacımızı kendimiz yapabilecek gücümüz var fakat neden bütün varlığımızı yabancılara açıyoruz? Diyeceksiniz ki başka nereden gelir elde edeceğiz o zaman size derim ki 3 tarafımız denizle kaplı. Kendi kıta sahanlığımızdaki suyu arıtılmış olarak su ihtiyacı olan ülkelere boru hattı ile ihraç edebiliriz. Boru hattı güvenliğini de üstlenirsen bir gelir daha almış olursun. Bu çok küçük bir örnek. Bunun sonucunda, elimizdeki imkânları yeterince kullanamadığımızı anlıyoruz.

Peki, neden Türk Liramız kendi öz para değerimiz diğer ülkelerin para değerlerinden değersiz? Bakıyoruz, Türk liramız Amerikan doları karşısında 2TL’nin altına düşmedi, Euro karşısında da zaten kendimi bildim bileli 2.5TL’nin altına düşmedi. Borsamız yeni yeni toparlandı. Dünyadaki en pahalı benzini belki de biz kullanıyoruz. ÖTV diye vergi çıkarttılar. Normal alınan vergileri iki katına çıkarttılar. Vasıfsız işçi olarak çalışanların asgari ücretinin neden yetmediği belli. Asgari ücret açısından bakarsak, Brüt fiyattan kesilen kesintiler: SGK Primi %14, İşsizlik sigorta fonu %1, Gelir vergisi %15, Asgari geçim indirimi 80TL, Damga vergisi %07.59. Bütün bunların toplamı: 225 TL. Net ödenen ücret ise 846 TL. Neden bu kadar fazla kesiliyor diye sorgulamamız gerekiyor çünkü gerçekten gerekiyor ama birazda halkı düşünerek yapılmalı bu kesintiler. Yani bu ekonomik veriler ile rahatlıkla hem ekonomimizin hem de sanayimizin yeterince iyi olmadığını görebiliyoruz.

Başa dönersek, gerçekten bu Türkiye sadece bizim olabilir başkasının değil. Her şeyimizi başkalarına açmadığımız günleri inşallah en yakın zamanlarda görürüz. Bütün istek ve arzum budur.

Hadi sağlıcakla kalın :)

Mancini ve Galatasaray

Mancini ve Galatasaray
Galatasaray’ın son zamanlarda saha içindeki performansı hiç iç açıcı gözükmüyor. Hem oyuncuların mücadelesini hem de teknik ekibin çalıştığını nedense bir taraftar olarak yeteri kadar göremiyorum. Bu durum Chelsea maçından önceki Karabükspor maçından itibaren başlayan sadece boş koşmaya dayalı futbol anlayışı oyuncuların üstüne yapışmış gibi görünüyor. Ne bir kanat organizasyonu var ne de organize bir atak var. Hep karşı takımın hatalarından dolayı gol atılıyor. Maç sonunda bakıyorsunuz istatistiklere, “bu maçta Galatasaray kesin 2-3 tane atmıştır, kazanmıştır” diyorsunuz sonra skora bakıyorsunuz 0-0,1-1 gibi beraberlikler hatta yenilgiler olmuş.

Bu kötü senaryonun baş aktörleri çıkıp hem takım içinde hem de yönetimde hiçbir sorunun olmadığını söylüyorlar. Suçu üzerine alanda yok. Peki, kimde suç? Bende mi… Tabiki de oyuncularda ve teknik kadroda. Taraftarların bu tepkisi de sadece birkaç maçta alınan kötü sonuçlar değil. Fatih terim döneminde Real Madrid gibi bir takımdan 6 gol yediğimiz halde kimse çıkıp “yönetim istifa”, “terim istifa” demedi. Herkes biliyor ki o maçta en azından elinden geleni yapmaya çalışan bir oyuncu grubu vardı ve ilk 30 dk’lık sürede en az 2-3 net gol pozisyonumuz vardı. Sahada gereken özveri ve mücadele olmadığı zaman belli ki bir yerde sorun var demektir. O Sorunu da çözecek olan kişilerde hem yöneticiler hem de teknik kadrodur.

Mancininin geldiği günden beri aklımdaki düşünce hiçbir zaman değişmedi. İlk geldiğinde ne kadar yanlış olduğunu düşünüyorsam şimdi de öyle düşünüyorum eğer ileriki yıllarda kalıp şampiyon olursa veya bir başarı getirirse de yine öyle düşüneceğim. Geldiği günden beri denemediği taktik, denemediği diziliş, denemediği ilk 11 kalmadı ya. Hep aklımda şu vardır, maçta yapılan hatalar hiç mi antrenmanda çalışılmıyor. Atıyorum burak forvette sürekli ofsayta düşüyorsa onu fark edip antrenmanda ofsayta yönelik çalışma yaptırırsın sonraki maçlarda daha az ofsayta kalır ve daha net pozisyonlar yakalar veya selçuk ve sneijder savunma arkasına pas atarken nasıl pas atmasını ve daha iyi nasıl pozisyon alınacağını o mancini denen adam ve yardımcıları bilmesi gerekiyor. Bakıyorsunuz maça önceki maçlarda yapılan hatalar aynı şekilde devam ediyorsa hiç kusura bakma o zaman taraftar seni ıslıklar da yuhalar da istifaya da davet eder.

Bundan sonra umarım doğru kararlar alınır da doğru düzgün bir maç izleriz. En önemlisi heyecan yaratan bir Galatasaray izleriz.